Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

ANTİK ROMA TİYATROSU

Roma, tiyatroya özgü bir katkı yapmaktan çok Yunan tiyatrosuna öykünmekle yetinmiştir. Bununla birlikte, Roma toplumunun estetik bir eşiği aşamayan, ama belli bir canlılığı sürdüren yöresel bir oyun geleneği vardır. Bunlardan biri, yöresel hasat şenlikleri ve evlilik törenlerinde hokkabaz-oyuncu- şarkıcıların söylediği ve belli bir temsil öğesini de barındıran carmina Fescenninay'dı. Güney İtalya'da doğan ve M.Ö. 3. yüzyılda Roma'da yaygınlaşan bir başka yöresel türde fabula Atellanay'dı. Fars, parodi ve siyasal taşlama öğelerini içeren bu oyunlar, İtalyan tiyatrosuna palyaço Maccus ve Budala Bucca gibi tipler kazandırdı.

Bir Yunanca oyunu Latinceye çevirerek Yunan tiyatrosunu Roma'ya tanıtan kişi Yunanlı Livius Andronicus'tur. İlk Romalı oyun yazarı olan Naevius, fabula palliata adı verilen türün de kurucusudur. M.Ö. 2. yüzyılda Roma tiyatrosunun en önemli iki temsilcisi, Plautus ve Terentius, Yunan, Yeni Komedyası'nı, Roma toplumuna uyarladı. Ama Roma'da tiyatroya gidenler, özelliklede Terentius'un daha düşünsel içerikli oyunlarını izleyenler nüfusun sınırlı bir kesimini oluşturuyordu. Roma tiyatrosu, en baştan beri, Yunan kentlerinden daha büyük bir nüfusun incelmemiş, zevklerine cevap vermeye yönelikti. İzleyici çekmeyen oyunlara ayrılmış ödeneğin şenlik yöneticisince iptal edilebildiği bir ortamda, oynanan oyunlarda da gösteri öğeleri öne çıktı. Senecan'ın bu gelişmeye bir tepki olarak yazdığı oyunlar (M.Ö. 1. Yüzyıl) oynanmaktan çok, yüksek sesle okunmak için yazılmıştır. Roma döneminde tiyatro sanatı ile ilgili en önemli eser, Horatius'un Ars Poetika'sıdır. Ars Poetika'da, tiyatronun eğitici işlevi ve biçimsel düzeni hakkında açıklamalar yapılmıştır.

Başlangıçta Romalının iki temel uğraş alanı, askerlik ve çiftçilik olmuştur. Önceleri aile çiftlikleri biçiminde yapılan tarım, aile biriminin önem taşımasını sağlamış, ocak tanrıları yüceltilmiş, çocuklar aile içinde eğitilmiş, aile töreleri kutsallığını korumuştur. Ticaret gelişip, zenginleşen kişiler büyük topraklar satın alınca, aile çiftlik düzeni bozulmuş, büyük ekim alanlarında köleler çalıştırılmaya başlanmış, gelişen kentlerde geleneksel kültür dış kültürlerin özellikle Yunan kültürünün etkisi altına girmiştir. Bununla beraber kültürde ve sanatta bazı geleneksel özelliklerin korunduğu görülür. Örneğin, Roma sanatının en belirgin ayırıcı özelliği, pratik yarara yönelik oluşudur. Romalılar sanatın her dalında günlük yaşamın gereksinmelerini göz önünde tutmuşlardır. Yapılar, yontular, oyunlar, işlevseldir. Romalının işlevsellik anlayışı Yunanlınınkinden farklıdır. Eski Yunan’da yapıların dış görünüm güzelliği aranır, yontularda gerçeklerle ideallerin uzlaştırılmasına, en yüce değerlerin yansıtılmasına çalışılır, şiirde ve tiyatroda çok geniş anlamda bir eğiticilik gözetilirdi. Buna karşın Roma sanatından beklenen, günlük yaşamı kolaylaştırmak ve insanı bu yaşama daha iyi uyacak biçimde eğitmekti. Roma tiyatrosunun iki büyük komedya yazarı Plautus ve Terentius, Atina Yeni Komedyasından aldıkları konuları Romalının günlük yaşantısına, aile ilişkilerine uyarlamışlardır. Amaç, seyirciyi, günlük ilişkilerini yöneten kurallar konusunda eğitmektir. Yunan tiyatrosunda olduğu gibi ilgi, önemli siyasal sorunlara, yaşamın dramatik anlamına, gülünç çelişkilere yöneltilmemiştir. Roma komedyası dokusunu küçük sorunlarından örmüştür. Tiyatro genel ve ortak sorunlardan, insan yazgısının trajik anlamından uzaklaşmış, bireysel ve öznel olana yönelmiştir.

 

Başlangıç ve İlk Oyun Türleri

Esir alınan bazı Grek askerleri sayesinde Yunan Tiyatrosu, Roma'da tanınmaya başlandı. Çünkü bu askerler, Euripides'in eserlerini okuyabiliyorlardı. Ancak Roma Tiyatrosu'nun kaynağı da şenliklere gidiyordu. Arvales denilen din adamlarıyla birlikte çiftçi ve çobanlardan kurulu bir topluluk ekin dönemlerinde tarım tanrıçası "Demeter" adına törenler düzenlerlerdi. Ekin kalktıktan sonra başlayan düğünlerde dansların yanı sıra, Fescennium ezgileri söylenir, dans edilirdi. Bu ezgilerin dramatik bir önemi yoktu ancak oyunların kurulmasında etkili oldu. Fescennium ezgileri halk tarafından oynanan gülünç oyunlarla birleşince Satura adı verilen kaba çizgili kısa güldürüler ortaya çıktı. Satura ilk kez, M.Ö. 364 yılında Roma'da düzenlenen oyunlarda oynandı. M.Ö. 240 yılından itibaren de Roma oyun alanında düzenli olarak tragedya ve komedyalar oynanmaya başlandı. M.Ö. 220 tarihlerinden itibaren Ludi Plebei yani halk gösterileri düzenlenmeye başlandı. Önceleri yılda 4 kez, Nisan, Temmuz, Eylül ve Kasım aylarında düzenlenen Ludi Şenlikleri daha sonraları hemen her fırsatta (düğün, zafer, cenaze vb.) düzenlenir oldu. Roma senatörlerinin tiyatroyu yasaklamak istemelerine karşın M.Ö. 4. Yüzyılda bu gösteriler yılda 170'e çıktı.

 

Komedi Çeşitleri ve Yazarları

İleriki yüzyıllarda Roma tiyatrosunun etkisi sadece güldürü alanında görüldü. Roma'da genel olarak 6 güldürü türü vardır;

-              Fabula Tabernia: Daha çok köylerde oynanan ve temeli doğaçlamaya dayanan oyunlardı.

-              Fabula Attelana: Satir türünü anımsatan kısa oyunlardı. Dramatik yarışmasının bitiş veya başlangıcında oynanırdı. Groteks (abartı) tipler vardı. Maskara, bilgiç, asker vb. Attelan komedyası edebi bir biçime girince iki önemli yazar ortaya çıktı. Pomponius konuları günlük yaşamdan almış ve yabancıları, mitoloji kahramanlarını taşlamıştır. Novius hakkında ise pek bilgiye rastlanmamıştır.

-              Mimus: Kaba, çoğunlukla açık saçık güldürüler. Bu türle birlikte, aldatan eş ve çapkın genç üçlüsü işlenmeye başladı. Zaten gerek Attelan gerekse mimusda zina, en sık işlenen konuydu.

-              Pantomimus: Uçarı, danslı bir gösteri. Bir dansçı arkasında yer alan koronun desteğiyle maske ve kostüm değiştirerek birçok tipi canlandırdı. Pantomimus dansı ciddi, trajik konuları özellikle Yunan ve Roma tragedyalarını canlandırırdı.

-              Fabula Togata: Bunlar diğerlerine oranla daha çok Roma özelliklerini taşıyan güldürülerdi. Kadınların toplumsal sorunları işleniyordu.

-              Fabula Palliata: Bu tür, Antik Yunan'ın Menandros tarafından temsil edilen yeni komedyasını esas aldı. Yeni komedya türünü Roma'ya sokan ve Palliata komedyasının ilk yazarı Andronicus bir köleydi. Antik Yunan yapıtlarının ilk çevirmeni diye bilinir.

Naevius, Contaminatio denilen, çeşitli oyunların sahnelerini bir komedya içinde toplayarak ortaya çıkarılan güldürü türünü ilk başlatan yazardır. Ayrıca aristokratları taşlayarak yazdığı güldürülerle Fabula Praeteksta türünü ortaya çıkardı. Ancak, en önemli komedya yazarı, Plautus'tu. Halkın beğenisine uygun oyunlar yazdığı için en çok tutulan bu yazar, Rönesans'ta bir çok yazara, oyunlara örnek oldu. Yeni komedyayla Attelan güldürülerinin karışımı olan oyunlarında, siyasal konulara girmekten kaçınmış, kelime oyunlarını, tersinlemeyi kullanmıştır. Plautus, düşünmeyi sevmeyen halk için, oyunlarını yalın bir dille yazar, oyunun başında özetini ve karakter özelliklerini verirdi. İyi işlenmiş karakterlere karşın, kurguya dikkat etmez, oyunlarında sürprizlere yer vermezdi. Oyunlarındaki en önemli karakter kurnaz köleydi, bir diğeriyse yosma. Bazı eserleri; Eşekler, İkizler, Köleler, Çömlek, Amphitruo, Üç akçelik kişi, Casina, Hortlak.

Roma komedyasının ikinci ünlü yazarı Terentıus, Romalı bir senatörün kölesiydi. Onun zekâsını gören senatör onu yetiştirdi ve sonunda özgürlüğünü verdi. Çağının en ünlü yazarları arasında yetişti. Genç öldüğü için ancak 6 komedya yazdı. Plautus'un tersine aristokrat sınıfa yöneldi. Komedyaya psikolojik gelişimi getirdi. Kişilerin duygularının yorumunu yapar ve psikolojilerini belli etmeye çalışır. Olay dizisini kurmada Plautus'tan daha başarılıdır ancak oyunlarındaki durgun hava halk tarafından tercih edilmemesine neden olmuştur. Eserleri; Özünün Celladı, Hadım, Kardeşler, Farmıo, Kaynana.

 

Tragedya ve Yazarları

Sözden çok harekete, düşünceden çok heyecana düşkün olan izleyici doğal olarak tragedyaya önem vermiyordu. Quintus Ennius, Euripides'in tragedyalarına öykündü. Aristokratlara yöneldi ve çağdaş yazarları etkiledi. Pacuvius, Euripides'e öykünerek 12 tragedya yazdı. Oyunlarında felsefi düşüncelere yer verdi. Tiradları bazen oyunun gelişimini durduracak kadar sıkıcıydı. Accıus, Daha çok Aiskhilos'u örnek aldı.

Lucius Annaeus Seneca (M.Ö. 4 – M.S. 65): Roma tragedyasının en önemli temsilcisi. Oyunlarını oynanması için değil okunması için yazmıştır. Euripides'i örnek aldığı halde, tarzı çok farklıdır. Oyunlar onunki kadar gerçekçi değildir. Sahneler abartılmış duyguları, melodramatik görünüşleri kapsar. Seyirciyi veya dinleyiciyi etkilemek için çok kanlı sahneler yazmıştır. Uzun tiradlı oyunları ağır ve karamsardır. Yunan tragedyasından farklı olarak ölüm sahnelerini sahnede canlandırmayı tercih eder. Romalı izleyicinin tiyatroya bakış açısı düşünülürse bu anlaşılabilir bir tutumdur. Tragedyaları; Çıldıran Hercules, Troyalı Kadınlar, Fenikeli Kadınlar, Phaedra, Agamemnon, Oedipus.

 

Oyun Yerleri ve Tiyatrolar

Romalılar için "ekmek ve sirk" gereksinmesinin önemi, oyun yazarlığını, değerli olan dramatik sanatı öldürdü. Şimdi dramatik yazarın karşısında yalnız mimus ve pantomimus değil, sirk de büyük bir rakip olarak dikilmişti. Seksen binden çok seyirci alan Circus Maximus, Colosseum gibi büyük oyun yerleri, kanlı gladyatör ve hayvan dövüşlerini görmeye gelen halkla dolup taşıyordu. Kimi kez Colosseum suyla dolduruluyor, Naumachia denilen yalancı su savaşları düzenleniyordu. Bu yüzden, Roma'da gerçek bir dramatik sanatın var olduğu söylenemez. Bunun yanı sıra Romalılar mimarlıkta ustaydılar ve tiyatroya katkıları da yine mimarlık yoluyla olmuştur.

M.Ö. 55 yılında kalıcı tiyatrolar yoktu. Gösteriler için tahtadan bir skene ve önüne yüksek bir sahne yapılırdı. Oturacak yer yoktu, seyirci ya ayakta durur ya da sandalyesini yanında getirirdi. M.Ö. 194 yılında halk senatörlere yer sağlandığını görerek öfkelendi. M.Ö. 174 yılında ilk taştan skene yapıldı ama seyirci için yine oturacak yer yoktu. Sonunda M.Ö. 185 yılında tiyatroda oturmak, yasa çıkartılarak yasaklandı. M.Ö. 55 yılında ilk taş tiyatro Pompei'de yapıldı.

Roma Tiyatrosu, Yunan tiyatro yapısında bir takım değişiklikler yapmıştır. Bu değişikliklerin en önemlisi seyircilerin oturduğu cavea'nın skene ile bir bütün oluşturmasıdır. Nitekim çağdaş tiyatro yapıları da bu fikirden doğmuştur. Dış duvarları çok süslüdür. Seyircinin dağılması için kemerli geçit yerleri, Vomitorii vardır. Yunan Tiyatrosu'nun tam daire orkestrası burada yarım daire olmuş ve taş kaplanmıştır, protokol seyircisi için kullanılmaktadır. Sahne, bir buçuk metre yüksekliğinde, derinliği altı metre, uzunluğu otuz buçuk metre kadardır. Eski skene çok ayrıntılı, süslü bir binadır, yüksektir. Binanın girişinde süslü bir kapı, bunun iki yanında daha küçük kapı bulunmaktadır. Simetrik sütunlar, süslü üçgen alınlıklar, oyuklar ve heykeller vardır.

Yarım dairelik oturma alanı, direkli ve damlı bir revak bulunmakta, buradan seyirciyi güneşten korumak için tenteneler gerilmektedir. Bazı küçük tiyatroların üzeri tamamen kapatılmıştır. Yunan tiyatrosunda üstü açık olan giriş yerlerinin üstü kapatılmış ve tünel biçimini almıştır. Ayrıca orta sıralara gidişi sağlamak için, seyir yerleri altından tünel yapılmıştır. Roma yapıları içinde, Yunanistan'da olduğunun tersine, dağ yamaçlarına yapılmış yapılar çok seyrektir. Bir ikisi dışında tüm Roma Tiyatroları düzlüğe yapılmıştır ve tek parçadır. Oyun yeri ve seyir yeri bir bütün içinde birleşmiştir. Ayrıca Roma'da tiyatronun oynandığı yer bir bütün halini almıştır. Grek tiyatrosu yalınlığı içinde güzel olmakla birlikte henüz bir bina niteliğinde değildi. Roma tiyatrolarının Yunan tiyatrolarından çok daha süslü ve gelişmiş olduğu söylenebilir. Roma İmparatorluğu bu tiyatrolardan 125'ini, İngiltere'den Kuzey Afrika'ya Portekiz'den Anadolu'ya dek yaymıştır. Yunan ve Helenistik tiyatroların bulunduğu Doğu eyaletlerinde bu tiyatrolar değiştirilerek Roma tiyatrolarına benzetilmiş ve böylece tiyatrolar hayvan dövüşleri, gladyatör dövüşleri ve yalancı su savaşları için kullanılabilmiştir. Bunun gibi, Atina'daki Dionysos Tiyatrosu da Neron çağında Roma anlayışına göre değiştirilmiştir. Çağımıza bozulmadan kalan en iyi örnekler, Güney Fransa'da Orange'daki tiyatro ile Anadolu'daki Aspendos tiyatrolarıdır.

 

Oyunculuk

Roma'da tiyatronun gerilemesinin en önemli nedenlerinden biri oyuncunun toplum içindeki durumuydu. Oyunculardan çoğu, Güney İtalya ve Yunanistan'dan getirilmiş kölelerdi. Oyuncuların kazançları seyirci tarafından seyirci beğenisine göre farklılıklar gösteriyordu. Ayrıca büyük armağanlar alır, onur kazanırlardı. Buna rağmen Romalı oyuncular infami olarak damgalanmışlardı, vatandaşlık hakları yoktu. Bir senatörün akrabası bir oyuncuyla evlenirse, bu evlilik temelsiz ya da yok sayılıyor, bir asker sahneye çıkarsa ölümle cezalandırılıyordu. Oyunculuğun dinsel bir temeli olmadığı için, övülmekle birlikte bir meslek olarak aşağı görülüyordu. Bazı oyuncular gerçekten büyük üne erişirlerdi. Bunların en ünlüsü M.Ö. 62 yılında ölen Roscius'tu. O da bir köleydi ancak çok beğenildiği için azat edilmişti. Kimi sanatçıları zenginler koruyordu, özellikle güzel kadın oyuncuları. Başlangıçta kadın rollerini erkekler oynuyordu ancak mimus ve pantomimusla birlikte kadın oyuncular da sahneye çıkmaya başladı.

Oyunculuğun kuramını yapanlardan Cicero uygulamaya önem veriyor, oyunculardan arayışlar yaparak kendilerini bulmalarını istiyordu. Quintilian ise yeteneğe inanıyordu. Ona göre yeteneği olmayan oyuncu eğitimle hiçbir şey elde edemezdi. Her iki kuramcı da sese önem veriyordu. Quantilian, duraklar, sesin yükselip alçalmaları, ses perdeleri ve hız üzerinde önemle durmakta, kişileştirme için gözlemin gerekliliğini belirtmekteydi. Oyuncu zeki olmalı, tepkilerini, düşüncelerini, inançlarını, duygularını iletirken anlamlı eylem ve sözlerinde "Niye?", "Nerede?", "Nasıl?", "Ne?" ile sorularına karşılık verebilmeli, şartların gerekliliğine göre davranabilmeliydi. Cicero'ya göre, kendisi duygulanmayan oyuncu, seyirciyi duygulandıramaz. Horace da "Benim ağlamamı istiyorsan, önce sen üzül" der. Lucian ise duygulanmaktan yana değildir. Yani, bu dönemdeki görüş ayrılıkları daha sonraki yüzyılların tartışmalarıyla paralellik göstermektedir. Quantilian her duygunun belli bir görünüşü, ses tonu ve tavrı olduğunu belirterek, kitabında bunları sınıflandırmıştır. Quintillian için oyunculukta üzerinde durulması gereken altı önemli nokta vardı;

Ses: Quintillian, ses için şöyle der; “Ses, bizim için birinci planda yer alır, çünkü ses oyucular ile seyirciler arasındaki en önemli iletişim aracıdır. Çünkü ses, bizim kafamızın içindekileri ve çeşitli duygularımızı doğru biçimde yansıtacak araçtır.”

İfade: Anlamlı okuma ve konuşma ancak ifadeyle elde edilebilir. Gözlerini, ellerini ve bedenini ifadeli bir biçimde kullanmakta ustalaşmalıdır.

Konuşma tekniği: Quintillian’a göre oyuncu, nerede soluk alıp vereceğini, ne zaman susup ne zaman konuşacağını, duygunun nerede başlayıp biteceğini, sesin nerede yükseltilip alçaltılacağını, her tümceye nasıl renk vereceğini, ne zaman hızlı ya da yavaş konuşacağını, ne zaman güçlü, ne zaman zayıf bir sesle konuşacağını bulup çıkartmak zorundadır. Bunun içinde öğrenmeli ve temrin yapmalıdır. Ses değiştirme güzel konuşmanın temel gerecidir.

Tartım: Oyuncu tekdüzelikten kaçınmak için oynayacağı rolün tartımını hissetmelidir. Tartımın bilincinde olan bir oyuncu konuşmasındaki derin anlamları yakalayabilir.

Canlandırma: İç düşüncelerin sergilenmesi demektir. Her karakterin kendi içindeki ayrıntılarını ortaya çıkarmaktır.

Çevrenin önemi: Oyuncunun yalnızca ne ve nasıl söylediği yeterli değildir. O sözlerin hangi çevre ve durum içinde söylendiği de büyük önem taşır.

 

Kostüm ve Maske

Romalı oyuncular tarafından kullanılan kostümler, Yunanistan'da giyilenlerin hemen hemen aynıydı. Tragedyada Sirmata denilen uzun kostümler kullanılırdı. Komedyada ise kısaları giyilirdi. Galeri adını alan perukalar Yunan oyuncusundaki Onkos'un eşiydi. Ayaklara giyilen tahta nalınların ismi ise, Crepida idi. Ayrıca, saccus denilen yumuşak terliğe benzer bir ayakkabı da kullanılırdı. Kostümlerin renkleri belli nitelikleri simgelerdi. İhtiyarlar beyaz, genç erkekler mor, asalaklar gri, saraylılar ise sarı renkte kostümler giyerlerdi. Başlangıçta maske kullanılmıyordu. Çünkü Romalı izleyici oyuncunun her mimiğini görmek istiyor, oyuna ağırlık katan maskelerden hoşlanmıyordu. Maskeyi ilk kez ünlü oyuncu Roscius'un kullandığı söylenir. Maskelerin bir bölümü gerçeğe yakın başka bir kısmı ise abartılıydı (Grotesk). Maskeyle birlikte, oyun kişisinin yaşını gösteren renkli saçlar (galeri) vardı. Beyaz saç ihtiyarlığı, siyah gençliği, kırmızı köleleri simgeliyordu.

 

Dekor

Tragedya dekorunda, büyük sütunlar, alınlıklar, heykeller ve benzeri süsler bulunur, komedya dekorunda ise balkonlu sırayla pencereleri olan özel evler yer alırdı. Satir dekorları, ağaçlar, dağlar ve benzeri kırsal öğelerle doğa görünümleriydi. Sahnede bir takım mekanik araçlardan yararlanıldığı düşünülmektedir. Çünkü bazı kaynaklarda gözden yok olan tahta dağlar, fışkıran çeşmeler, akan kaynaklar, büyüyen ağaçlardan söz edilmektedir. Roma tiyatrosunun getirdiği yeniliklerden bir tanesi de ön perdenin kullanılışıdır. Bu perde zengin işlemelidir, sahne alanı temsil başında örtülür, sonunda kaldırılırdı.

 

Seyirci

Uzun süren savaşlar arasında tiyatro, savaşçıların eğlenmelerini, oyalanmalarını sağlıyordu. Kanlı gösterilerse öldürme zevkinden uzak kalmamalarını. Yalancı deniz savaşları, yırtıcı hayvanlarla dövüş, insanla hayvan, insanla insan arasında kanlı çatışmalar ve araba yarışlarının yanı sıra tragedya, komedya, mimus ve pantomimus temsilleri veriliyordu. Seyirci eğlenmeyi amaçlamış bir topluluk olduğu için her zaman komediyi tragedyaya tercih eder, tepkisini göstermekten çekinmezdi. Bazen sevmediği bir oyunu yarıda keser, bazen oyuna müdahale ederek seyrini değiştirirdi. Gün boyu yarışmalarında yorulan halk tiyatroda uyumaktan, yemek yemekten, muhabbet etmekten çekinmezdi.

Tiyatroda yerlerin dağılımı, toplumsal sınıflara göre değişiyordu. İmparatorla, Ludi Şenliği'ne para yardımı yapanların sahnenin iki yanında özel locaları vardı. Senatörler yarım daire orkestra içinde kendilerine ayrılan yerlerde otururlardı. Soylulara ilk 14 sıra ayrılmıştı. Ondan sonra, sırayla öteki toplumsal sınıflar geliyor, en uzak yerlerde ise yoksul, önemsiz vatandaşlar oturuyorlardı. Biletler para biçimindeydi. Üzerinde bir resim, bir ad ve bir sayı bulunurdu. Buna göre, bilet sahibinin nereye oturacağı belli oluyordu. Daha sonra Avrupa tiyatrosunda da görülen özel tutulmuş alkışçılar Roma'da da vardı. Bunların parasını oyunun giderlerini karşılayan öderdi. Çünkü oyunun beğenilmesi durumunda giderlerin iki katı kazanç elde edilirdi. Halkın beğenisini kazanmak için bayağılığa, açık saçıklığa kaçan heyecan verici her şeye yer veriliyordu. Bu da Yunanlılar eliyle en yüksek katına yükselen dramatik sanatın Romalılar eliyle nasıl yozlaştığını göstermektedir.