Kullanıcı Oyu: 1 / 5

Yıldız etkinYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

GERÇEKÇİ (REALİST) TİYATRO

Gerçekliği nesnel, somut, dolayımsız olarak yeniden yaratarak yansıtmayı, gerçek dünyayı tipikliği içinde vermeyi amaçlayan tiyatro. Gerçeklik karşısında nesnelliğe, insanlar arasında olduğu kadar insanlar ile toplum arasındaki çelişkileri de doğru yansılamaya dayanan gerçekçi tiyatro anlayışı. Bu anlamda maddeci tiyatro anlayışı olarak tüm idealist ve öznelci tiyatro anlayışları karşısında olduğu kadar, biçimci ve üslupçu tiyatro anlayışları karşısında da yer alır. Somut görünüşü içinde insan, insan ilişkileri ve toplumsal yaşam olmak üzere, kendine özel bütün çeşitliliğiyle nesnel gerçekliğin anlatımı olan konu ve düşünce gibi temel öğeleri kendinde barındıran içeriğin verilmesini öngörür. Gerçekliği çok boyutluluğu, devinimi, oluşumu ve evrimi içinde vermeyi, gerçekliğin insan bilincinden bağımsızlığından yola çıkışla, insanı somut tarihsel tipik bütünselliği içinde ortaya koymayı amaçlar. Gerçekliğin benzeş bir yansısını (modelini, imgesini) oluşturmaya (kurmaya, yapılaştırmaya) çalıştığı için gerçekçi tiyatronun belli bir biçimi olmadığı gibi, belli bir oyun türü ya da tarzı da yoktur. Dramatik ve benzetmeci tiyatro içinde yer alabileceği gibi, epik ve göstermeci tiyatro içinde de yer alabilir; tragedyayı da, komedyayı da kullanabilir; grotesk, simgeci, gerçeküstücü, dışavurumcu, vb. öğelerden yararlanabileceği kadar, müzik, dans, vb. gibi çok çeşitli sanatsal öğelerden ve anlatım tarzlarından da yararlanabilir. Gerçekçi tiyatroda konu doğrudan doğruya yaşamdan alınır, konuşmalar gerçek yaşam içinde gelişen bir mantıkla, çarpıtılmaksızın kurulur. Sahne düzeninde, yanıltmaya, kandırmacıya, yanılsamaya yer verilmez; yaşamda olduğu gibi olmasına çalışılır. Sahne ve giysi tasarımının da yalın ve abartmasız olmasına özen gösterilir. Gerçekçi tiyatro öğelerine tiyatronun ilk aşamalarından bu yana rastlanır. Antik yunan tragedyasında kahramanın yıkımına yol açan çözülmeyen çelişkiler, antik komedyada gerçek beğenilere seslenme, gerçekçi öğeleri oluşturur. Elizabeth dönemi İngiliz tiyatrosunda da zengin ve nesnel bir insan çizimine rastlanır. Gerçekliğe sınıfsal açıdan yaklaşılması, maddeciliğe ve nesnelliğe dayanması bakımından, aydınlanma dönemi burjuva tiyatrosu (Öncelikle Fransa’da Diderot, Almanya’da Lessing, İngiltere’de Lillo, İtalya’da Goldoni), gerçekçi komedya ile gerçekçi tragedyayı (burjuva oyunu, duygulu komedya, ciddi oyun, acıklı komedya) başlatışıyla gerçekçi tiyatronun bir sonraki temel uğrağı olmuştur. Ancak, gerçekçi tiyatro dendiği zaman, bundan en çok 19. yüzyıl gerçekçiliği olarak eleştirel gerçekçi tiyatro anlaşılır. Romantik tiyatroya bir karşı çıkış ve 19. yüzyıl toplumsal gelişmelerinin bir ürünü olan bu gerçekçi tiyatro, melodramlar, natüralist oyunlar, eleştirel toplumsal oyunlar tarzında var olmuştur (Almanya’da Büchner, Hebbel, Hauptmann; Fransa’da Augier, Dumas Fils, Zola; İskandinavya’da İbsen, Strindberg; İngiltere’de Galsworthy, Shaw; İtalya’da Giacosa, Bertolazzi, Bracco, Verga; İrlanda’da O Casey, Synge; Rusya’da Turgenyev, Ostrovski, Gogol, Çehov, Tolstoy, Gorki). Gerçekçi tiyatro’nun bir sonraki evresi, gerçekliğin devrimsel gelişimi içinde doğru ve tarihsel açıdan somut olarak verilişi tanımıyla toplumcu gerçekçi tiyatro olmuştur. Yalnızca burjuva toplum düzeninin ve değerlerinin eleştirisini üstlenen eleştirel gerçekçi tiyatronun ötesinde, toplumcu gerçekçi tiyatro, gerçekliği maddeci diyalektik düşünceyle kavramaya ve dönüşüme uğratmaya (burjuva toplum düzenini değiştirmeye) çalışır. Toplumcu gerçekçi yöntemin dogmatik uygulaması, devrimci romantikçiliği kararlı yan tutmayla, gerçekliğe öznelci yaklaşımla özdeşleştirirken, olumlu tipi de mutlaklaştırarak, nesnel gerçeklik ile nesnel gelişimi eleştiriye kapalı siyasal programla özdeşleştirmiş; toplumsal gerçeklikte barınan çelişkileri uyuşan çelişkiler olarak kaldırarak, “çelişkisiz” bir gerçekçi tiyatro anlayışına yol açmıştır (Vişnevski, Pogodin). Ancak, Lunaçarski, Gorki gibi yazarlar dogmatik uygulamaların dışında ürün verirken; Lukacs gibi düşünürler, toplumcu gerçekçi kuramı (yanlış biçimde) Brecht’in epik tiyatrosu karşısına koymuşlardır. Dogmatik toplumcu gerçekçi tiyatronun benzetmeci dramatik anlatım biçimine, olumlu tip anlayışına, uyuşan çelişkiler anlayışına ve eleştirel bakış eksikliğine karşı çıkan Brecht’in epik tiyatrosu ise toplumcu gerçekçi tiyatro’ya (toplumcu tiyatro anlayışına) temel katkılarda bulunmuş, yepyeni ufuklar açmıştır.

 

Eleştirel Gerçekçi Tiyatro

19. yüzyılın ortalarında, egemen sınıfı değerlerine, dünya görüşüne ve ahlak anlayışına olduğu kadar, toplumsal düzenin işleyişine de eleştirel bir karşı çıkış getirmiş olan gerçekçi toplumsal oyunlardır. Kimsesiz “ben”in Romantik başkaldırışından, burjuva değerlerine karşı soyluların ve halkın tepkilerinin garip karışımından eleştirel gerçekçilik ortaya çıktı. Burjuva topluma Romantikçe karşı çıkış, zamanla, karşı çıkan “ben”in niteliğini yitirmeden, o toplumun bir eleştirisine dönüştü. Romantizmle gerçekçilik doğrudan doğruya birbirlerine aykırı olan görüşler değildir; Romantizm, daha çok, eleştirel gerçekçiliğin ilk evrelerinden biridir. Tutum tümüyle değişmemiş yalnızca yöntem daha soğukkanlı, daha “nesnel”, daha uzaktan bakan bir yöntem olmuştur. Eleştirel Gerçekçi tiyatro burjuva düzenine siyasal olmaktan çok ahlaki eleştiri getirişiyle temel özelliği kazanır. Çökmekte olan eski düzen ile kurulması istenen yeni düzen arasındaki çelişkileri çözümlemeye, toplumsal düzenin ikiyüzlülüğünü göstermeye, başlıca da paranın her şeyi tersine çevirici gücünü vermeye, insancıl değerleri savunmaya çalışmıştır.

Byron’un en önemli yapıtı, bitirmemiş olduğu Don Juan, kendi kendine konuşan bir şairin yapıtı değildir: baş-kişinin karşısına bir karşı-kişi çıkarılmış ve baş-kişi ile toplumsal gerçekçiler arasındaki çelişme belirtilmiştir. “ben” artık sınırsız değildir. Ölçülü bir alaycılık Romantik aşırılığı denetlemeye başlamıştır.

Eleştirel Gerçekçi Tiyatro, Auiger’de halkçı özellikler göstermiş, Hebbel’de trajik öğeler kazanmış, Ibsen, Tolstoy ve Shaw’da reformcu kimlik taşımış, Zola ve Hauptmann’da natüralist eğilimler göstermiş, Synge, O’Casey, Giosacco, Bertolozzi ve Bracco’da halk geleneklerine yönelmiş, Strinberg’de fantastik özellikler göstermiş, Çehov’da psikolojikleşmiş, Gorki’de sınıfsallık kazanmış ve böylelikle de çok geniş bir yöntem olarak var olmuştur.

Eleştirel Gerçekçi yöntemin belirleyici özelliği, gerçekliğe eleştirel yaklaşımın yanı sıra gerçekliğin kendisiyle benzeş yansısının oluşturulmasıdır. Sanatta gerçekçilik kavramı, ne yazık ki, esnek ve belirsizdir. Gerçekçilik kimi zaman nesnel bir gerçekçiliği tanıyan bir tutum, kimi zaman da bir anlatım ya da bir yöntem olarak tanımlanır. Bu ikisini çizgi de her zaman kesin değildir.

Eleştirel gerçekçiliğin kapsamı içinde de değişik birçok görüşler vardır. Bütün görüşlerde toplumun o günki durumuna karşı eleştirel bir tutum vardır. Ama bu tutum ya aşağılayıcı, ya alaycı, ya dönüşümcü ya da nihilist olarak belirir. Her kişisel görüşün belli bir anlatım biçimine bağlı olması gerekmez.

“Eleştirel gerçekçi” yazarların en belirgin yanları burjuva toplumuna karşı bireysel, romantik bir tutumları oluşudur. Bu romantik öğeyi yalnız Stehdhal ve Balzac’da değil, Dickens’da, Flaubert’te, Tolstoy’da kolayca görebiliriz.

 

Toplumcu Gerçekçi Tiyatro

1934’te Gorki tarafından 1. Sovyet Yazarlar Birliği Kurultayına ilan edilen sanat yöntemi ve doğrultusudur. Kuramsal kaynakları Rus devrimci demokratlara ve Marxçı felsefeye dayanan Toplumcu Gerçekçilik, Sovyetler Birliği’nde devrim döneminin sanatı olmuştur. “Eleştirel gerçekçilik”,bir bütün olarak burjuva edebiyatı ve sanatı (yani bütün büyük burjuva edebiyatı ve sanatı) bulunduğu çevrenin toplumsal gerçekliğinin bir eleştirisini de birlikte getiriyor. “Toplumcu gerçekçilik”, daha genel açıklamak gerekirse, bir bütün olarak toplumcu sanat ve edebiyat, sanatçının ya da yazarın, emekçi sınıfının ve doğmakta olan toplumcu düzenin amaçlarıyla temelde anlaşılmış olduğunu gösteriyor. Bu ayrılığın yalnızca seni anlatım biçimlerinin değil de, yeni bir tutum sonucu olduğu gerçeği, Stalin zamanında yöneticilerin sanat işlerine sık sık karışmaları yüzünden gölgeleniyordu. Yöntemsel açıdan eleştirel gerçekçiliğin bir sonraki aşamasını gösteren Toplumcu Gerçekçilik, “Sovyet edebiyatının ve edebiyat eleştirisinin temel yöntemi olarak sanatçılardan gerçekliğin devrimsel gelişimi içinde gerçekliğe bağlı, doğru, tarihsel somut bir çiziminin yapılmasını ister.

Toplumcu tutum, emekçi sınıfının tarihsel görüşünü ve bütün gelişmeleriyle toplumcu düzeni ilke olarak benimsemelerinin sonucudur. Fakat toplumu bütün ayrıntılarıyla ve gerçekliğiyle “ olduğu gibi” gösterme konusunda en uzlaşma tanımayan, nesnel olma isteği bile ancak belli bir noktaya kadar gerçekleştirilebilir; hatta bu noktanın bile kesin bir kanıtı gösterilemez.

Kişinin ancak belli bir görüş açısından algılayabileceğini ya da yargılayabileceğini, bir görüş açısını isteyerek ya da istemeyerek benimsemenin de yan tutmak olduğunu görmekte haklıydı Kafka. Bu yüzden bir anlaşmazlıkta ancak iki yandan biri gerçekten bir yargıya varabilirdi. Seçilen görüş açısına ya yalnız unutulmaya yargılı parçaların akışı görülebilir ya da yeni gerçekler yaratma sürecinde olan geniş kapsamlı gerçekler görülebilir.

Söz gelimi, devrimci demokrat Stendhal’ın zamanının devrim sonrası toplum gerçeklerini değerlendirmesi yalnız daha yetenekli bir yazar olmasından değil, aynı zamanda seçtiği görüş noktasının kendisine daha ileriyi görmeyi, olayları daha açık seçik görmeyi sağlaması yüzünden geriye dönük romantiklerin değerlendirmesinden çok daha gerçeğe yakın olmuştur. Bu konuda en çok beklenebilecek şey sanatçının seçtiği görüş açısının bir yere kadar toplumsal gerçeklerin gelişmesine uymasıdır. Doğru yargıya varmak için gerekli olan parıltıyı sağlama yolunda her ne kadar yüce bir inanç söz konusuysa da yazarın yarını ve yarından sonraki günleri önceden tasarlanmış bir kalıba uydurma isteği bugünü gölgeliyorsa, görüş açısını sağlamlaştırmak için dayandığı bağnaz kurallar duvarı aslında görüşünü kısıtlıyorsa, her türlü nesnellik ölçüsü tehlikeye düşer.

Toplumcu Gerçekçilik, her türlü biçimcilikten uzakta siyasal-ideolojik bağlanımlı, iyimser dünya görüşünü içeren ve olumlu kahramanı işleyen bir program olarak yer almıştır. Sovyetler Birliği’nde olduğu kadar sosyalist ülkelerde de uygulamaya konan Toplumcu Gerçekçilik, siyasal yönetim ve gelişmelere bağımlı bir çizgi izlemiştir.

Romantik çağ toplumsal düş ve yalvaçsı bildirilerle doluydu. Oysa “bugün”le “yarından sonraki günler” arasında kalan her şey tam bir belirsizlik içindeydi. Toplumcu sanat bulanık düşlerle yetinemez. Toplumcu sanatın işi “yarın”ın “bugün”den doğmasını bütün sorunlarıyla ele almaktır. Toplumculuğa geçiş, karşılıklı etkilerin karmaşıklığı ve beklenmedik durumların çeşitliliğiyle hiç de bir takım yalınlaştırıcı kişilerin inandırmaya çalıştıkları gibi dikensiz bir yol değildir.

Toplumcu sanatçı, emekçi sınıfının tarihsel görüş açısını benimser. Ama bu sanatçının işinde emekçi sınıfını temsil eden her partinin ya da kişinin alacağı kararı ya da davranışı doğru bulmakla görevli olduğu anlamına gelmez. Toplumcu sanatçı büyüme sürecinde olan toplumcu düzenle kendi arasında köklü bir özdeşlik kurar; öbür yandan, az çok önemi olan burjuva sanatçılar ve yazarlar, üstün burjuva sınıfıyla olan bağlarını ister istemez koparırlar. Toplumcu sanatçı insanın gelişme yeteneğinin sınırsız olduğuna, “bir cennet düzen”in gerçekleşeceğini inanmaksızın çatışmaların verimli diyalektiğinin sona ermesini istemeksizin inanır.

Gerçek “toplumcu gerçekçilik” aynı zamanda sanatçının temelde toplumu benimsemesiyle ve olumlu bir toplumsal görüş açısıyla zenginleşmiş eleştirel gerçekçiliktir. Sanatçı çevresindeki dünyaya karşı romantik bir ayaklanma içinde değildir artık.

Yenilikçi arayışlar ve anlatım tarzları bir yana bırakılarak, standartlaşmaya gidilmiş, Stanislavski yöntemi basite indirgenerek, uygulamaya konulurken, sahneleme ve oyunculuk da bu standartlaşmayı izlemiştir.

Tutumu kapitalist düzenin sanatından ayrı olan toplumcu sanatın kendisine her zaman yeni anlatım yolları bulması gerekir. Biçimcilik konusunda şöyle diyor Bertolt Brecht: “Sanatta biçime ve biçimin gelişmesine önem vermenin gerekmediğini söylemek, saçmalamaktan başka bir şey değildir. Biçimsel yenilikler getirmeden edebiyat yeni toplum katlarına yeni konular ve yeni görüşler de getiremez… Gene açıkça ortadadır ki, artık geçmişe dönemeyiz, bu yüzden gerçek yeniliklere doğru ilerlemek zorundayız. Ne büyük yenilikler hazırlanıyor çevremizde… Sanatçılar nasıl çizecekler bütün bu yenilikleri sanatın eski anlatım araçlarıyla?”

Yeni gerçekleri açıklayabilmek için yeni anlatım yolları gereklidir. Toplumcu sanatın, burjuva sanatının, özellikle Rönesans ve 19. yüzyıl Rus gerçekçiliğinin biçimlerini sürdürmesini istemek bağnazlık olur. Amaç herhangi bir üsluba öykünmek değil, biçim ve anlatımın en değişik öğelerini sanatta birleştirmek ve böylece sonsuz farklılaşmalarda dolu olan gerçekliğin bir parçası yapmaktı. Bir takım sanat yöntemlerine, bunlar ne olursa olsun, bağnazlıkla bağlı kalmak binlerce yıllık insan gelişmesinin sonucundan bir bileşime var ve yeni biçimlerde yeni özleri ele alma işiyle bağdaşamaz.

Parti politikalarının doğrudan bir aracı durumuna indirgenmiş olmasının acısını çekmiş olan Toplumcu Gerçekçilik, başlıca Pogodin, Korneyçuk Simon ve Vişnevski gibi yazarlarla temsil edilmekle birlikte, Brecht ve Nazım Hikmet gibi yazarların elinde kendi yaratıcı kimliğine kavuşmuştur.

 

Romantik Tiyatroya Eleştiriler

Gerçekçi tiyatro düşünürleri romantizmi eleştirerek, bilimin çağdaş başarısına ayak uydurmayı amaçlarlar.

·         Romantizm düşsel olan ele almış, yaşanılan gerçeklerden uzaklaşmıştır. Gerçekçilik ise somut, yaşayan gerçekleri ele alacak ve olduğu gibi gösterecektir.

·         Romantik sanat seyircisini yalanlarla, gerçekleşemeyecek ülkülerle avutmuştur. Gerçekçilik ise gerçeğin acı, çirkin yüzünü göstermekten çekinmeyecektir.

·         Romantizm yaşamı eskimiş, tükenmiş, idealist bir dünya görüşüyle açıklamaya çalışmıştır. Realizm ise halkın sorunlarını serilmemekle yetinecek, çözüm getirmeye kalkışmayacaktır.

·         Romantik sanatın, kişileri belli değerleri simgeleyen kukla tiplerdir, her zaman kendilerinden beklenildiği gibi davranırlar. Gerçekçilikse insanı çevresi içinde ve kendi fizyolojik, psikolojik yapısıyla olan karmaşık ilişkileri içinde ele alıp, onu yaşayan bir insan gibi sahneye getirecektir.

·         Romantizm hasta bir duygusallık içine düşmüştür. Gerçekçilik duyumlara akla ve mantığa yönelmektedir.

·         Romantizm heyecanları etkiler, eleştirisi dişsizdir. Gerçekçilikse kolay çözümlemelerden kaçınarak bir durumu her yönüyle tartıştırmak ve seyircisini düşündürmek amacındadır.

·         Romantizm estetik biçimlemelerle göz boyamıştır. Gerçekçilikse öze ağırlık vermekte bilgi sunmaktadır.

·         Romantizm sahnede göz alıcı ve coşkun renklidir. Gerçekçilik ise göz boyamaz; yalın, güncel, sıradan olanı yansıtmakla yetinir.

 

Karşı Gerçekçi Eğilimler

XIX. yüzyılın sonlarında gerçekçi akımın güçlenmesi ile birlikte ortaya çıkan karşı gerçekçi eğilimler tiyatronun özün de, biçimini de, çalışma yöntemini de, oyunculuk ve yönetmenlik tekniklerini de, seyirci oyuncu ilişkisini de yeniden yorumlamıştır, farkı önerilerde bulunmuşlardır. Bunların tümü ”karşı gerçekçi düşünceler” başlığı altında toplaya biliyoruz. Çünkü simgecilik de, yeni romantiklik de, estetikçilik de, sanatın üstün, gizemli, örtük gerçekleri imleme yolu ile dolaylı anlatımla dile getirilmesi gerektiğini belirtir. Bunun için yansıtma yönteminden farklı ifade yöntemleri geliştirilmiştir, hem dilde, hem de sahne görüntüsünde şiirli anlatımdan yararlanılmış ve seyirciye üstün gerçekleri sezdirecek büyülü bir atmosfer yaratılmıştır. Sözün tartımından, ışıktan, dekorun yalın ve ustalıkla kullanılışından yararlanıldığı belirtilmiştir. Bu düşünceler uygulamalarla bütünleştirildiğinde, tiyatro sanatına yeni bir soluk gelmiştir. Bu yeni soluk, Birinci Dünya Savaşı ve sonrası döneminde daha yeni, daha cüretli denemelerle girişilmesini sağlamıştır. Gerçekçi akım, usta yazarları ve sanatçıları ile gücünü sürdüre dursun, gerçekçiliği sınırlı bulan deneysel çalışmalarda yeni yöntemler geliştirilmiştir.