Kullanıcı Oyu: 4 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin değil
 

KLASİK TİYATRO

Rönesans'ta İtalya'da başlamış ve 17. yüzyılda Fransa'da Cornellie ve Racine'nin yapıtlarında doruğunu bulmuş olan tiyatro akımı. 17. yüzyılda İtalya'da Alfieri'nin oyunlarına dek etkisini sürdürmüştür. Klasik tiyatronun temel nitelikleri; düzenlilik, usçuluk, duruluk (belirginlik), idealleştirme ve ağırbaşlılık olarak özetlenebilir.

Klasisizmin filiz verdiği Rönesans, Avrupa’da Antik kültürün canlandırılmasıydı. Rönesans düşüncesi, Ortaçağ’ın insanı ahlaksız ve öteki dünyanın karsısında bu dünyayı sefil bulan düşünce dizgesine karsı bir başkaldırıydı. Buna bağlı olarak hümanist yazarlar insanın özü ve bu dünyadaki yerinin ne olduğunun ortaya çıkarılmasına dair araştırmalar yapmaya başladılar. Bu çalışmaların kaynağı, akıl ve deneydi.

Rönesans, pozitif bilim, sanat ve siyasette olduğu kadar toplum hayatında da önemli değişimlerin yaşandığı bir çağdı. Ortaçağ’da sınıf ayrılıklarının abartı boyutlara gelmiş olması toplumun farklı kesimlerinin insanları arasında büyük kopmalara neden olmuştu. Fakat burada bizim için önemli olan bu sınıfların kültürel etkinlikler eşit haklara sahip olabilme eğilimleri ve karşılıklı kültür alışverişinde bulunabilmeleriydi. Rönesans ile birlikte ortaya çıkan ulusal dil kavramı yöneten ve yönetilen sınıfı ortak bir paydada buluşturdu. Bu sayede, devletin siyasal bütünlüğü için de tek bir dilin ne denli önem taşıdığı ortaya çıkmış oldu.

Ortaçağ Avrupa’sına egemen olan Kilise merkezli hiyerarşik Hıristiyan dünya görüşünün yerini idealist dünya görüsü aldı. Bu bireyci dünya görüsü insan gerçeğini olduğu gibi; başlı başına bağımsız bir gerçek olarak ele alıyordu. İnsan olmanın iki özelliği olan birey olma ve evrensellik arasında eksiksiz bir uyum olduğu fikrini savunuyordu.

Rönesans düşüncesinde, biliminde ve sanatında bireşime ulaştırılmış olan dört temel özellik vardı. Bunlar denge, simetri, uyum ve disiplin idi. Rönesans döneminde düşünce ve bilimin daha özgür hale gelmesiyle çalışmalarını ortaya çıkaran Copernicus, Kepler ve Galile gibi bilgilerin evrenin matematiksel bir oranlaması olduğunu söylemeleri, Rönesans aydınlarını denge, simetri uyum ve disiplin kavramları ile kaynaştıran itici kuvvet oldu.

Klasik yazarların dünyaya bakış açılarında otorite saygısı ve gelenekçiliğin ışığında değişimlere kapalı olmak önemli bir yer işgal etmektedir. Bu durumda klasisizmin insana bakışı oldukça kati ve acımasız hale geliyor. Ayrıntılara önem vermeden oldukça yüzeysel islenen kişiler, klasik yazarlara göre her daim daha kötüsüne doğru yol alır. Daha önce belirttiğimiz gelenekçi özellikleri ile de Aristokrat sınıfı geleneğin bir parçası olarak değerlendirirler ve bu tavır içinde realist dünya sorunlarından el etek çekmiş hale gelirler.

 

Klasik Tiyatronun Özellikleri

Klasik anlayışla oluşturulmuş oyunlarda düzenlilik, duruluk, belirginlik ve idealleştirme nitelikleri göze çarpar. Bu üç özelliğin de aslında sezdirdiği gibi birbirini tamamlayan niteliklere sahip olan klasik oyun kişileri, çok fazla derinleştirilmemiş olmalarına rağmen, inandırıcıdırlar. Tek boyutlu işlenen karakterler genel özellikli; belli bir duygunun ya da dünya görüşünün vs. temsilcisi olarak belirir. Bu bağlamda oyun kişilerinin karışıklıktan uzak oldukça belirgin uzanımlarının olduğunu çıkarmak hiç de zor değildir.

Klasik akımın bir diğer özelliği de abartılı idealleştirmedir. Insanı kendi fizyolojisinden ve doğal gerçekliğinden kopuk bir şekilde inceleyen klasik akım insanı yemeyen, içmeyen ve sıçmayan doğaüstü bir oluşum olarak göstermektedir. Aristokrat kesimden seçilen karakterler normal hayatta asla karşımıza çıkamayacak olan insanlardır. Bu yönde ortaya çıkan bir diğer özellik de klasik oyun kişisinin ağırbaşlılığıdır. Denge ve düzen hayranı klasikçilerin ideal insan anlayışı harmanlaması içinde oluşan bu özellik kişilerin hal-tavırlarında ve konuşma özelliklerinde belirtilir.

Jean Racine: Çağının getirdiği klasik ölçülere harfi harfine uyarak manzum bir şekilde kaleme aldığı oyunlarında Racine, güzel bir dil kullanmaya özen göstermiştir. Oyunlarındaki konuşma örgüsü tıpa tıp klasik üslup özellikleri taşıyordu. Ağırbaşlılık ve dengelilik hakimdi; dengeli, düzenli ve idealleştirilmiş bir konuşma stili göze çarpıyordu. Corneille’nin tersine daha karmaşık bulduğu için kadınların üzerinde daha çok durmuştur. Racine’nin bütün oyunları Aristokratlar arasında geçer ve otoriteye saygı düşüncesini getirerek, klasiklere özgü ahlak kavramını vurgular.

Corneille: Klasisizmin doruğundaki eserlerden biri olarak tanımlanabilen “Le Cid” in yazarı olan Corneille oyunlarını tamamıyla Aristokrat çevrede geçirmiş ve oyun kişilerini anıtsal niteliklerle bezemiştir. Bunun yanında konuşma örgüsünü de yüceltilmiş şiir dili ile verdiği için de oyunları klasik akımın seçkin örneklerindendir; her ne kadar Racine yanında klasik akımın kabul edemeyeceği bir coşku bulunsa da eserlerinde.

 

Klasik Tiyatroda Oyunculuk

Klasisizm akımında yaşama karşı olan yaklaşımın, sanata karşı olan yaklaşımla çok örtüştüğünü belirtmiştik. Düzene karşı saygı ve sevgi besleyen ve kendilerini otoritenin yüce gücüne ve adaletine adayan klasiklerin nasıl bir oyuncu ve oyunculuk kavramı üzerinde durduğu aslında açıktır. Üstün karakterli kişilerle düzenin simgelenmesi muhtemelen oyunun omurgası içinde yazarın dünya görüşünü ifade ettiği atlama tahtası olmuştur. Otoritenin yüceltilmesi de, kişinin her daim koruduğu mantık örgüsünü oyunculuğuna da yansıtmasıyla ortaya çıkabilir. Bu da oyuncuya Shakespearvari vurgu ve tonlamalar, kendinden eminliği karşıya hissettiren yüksek ve karizmatik ses kullanımı hatta ve hatta bakışların ve yönelimlerin o anda kişinin yalnızca kendiyle dopdolu oluşu hissini kazandıran bir yapıyı zorunlu kılıyor. Klasik bakışın insanı konu alırken izlediği yol, ayrıntıları atlayan ve yüzeysel olarak insanı tanımlayan bir yoldur; hatırlayalım. Bu bağlamda, bağlı bulundukları Aristotelesçi dramatik anlayışın kalıpları içerisinde, otoriteyi ve ululuğu simgeleyen karakterlerin, kendi büyük acıları içinde –ki klasik anlayışın insana yaklaşımı da oldukça karamsardır. Yoğrulup giden ve bu anlamda illüzyon içerisinde kaybolan bir oyunculuğun söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda ben klasik oyunun oyuncusunu vücut formu ve anlam açısından süslü elbiselerin içinde elleriyle gözlerini kapamış bir şekilde dünyayı ve kendini anlamakta yetersiz olan, içinde bulunduğu arazideki kaplanların tehlikesini olduğu kadar onu oradan koşarak kurtaracak olan attan da bihaber dikilen bir insanın oyunculuğuna benzetiyorum. Ana motiflerden birisi de değişim karşıtı olmak. Statükocu bir anlayışa sahip olan klasik akim, oyuncuları da hem oyun omurgası içinde, hem de kişilik anlamında meydana gelebilecek olası değişimlerden uzak tutan bir oyunculuğu zorunlu kılıyor. Göreceğimiz (ki her ne kadar bu oyunun konusu ile daha çok ilgili de olsa) oyun boyunca sabitliğini koruyan ve olası değişimleri, es geçen bir oyunculuk olacaktır.