Kullanıcı Oyu: 5 / 5

Yıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkinYıldız etkin
 

ROMANTİK TİYATRO

XVIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIX. yüzyılın ilk yarısında egemen olan bu akım, klasikçiliğe olduğu kadar rasyonalizme da karşı çıkmıştır. Sınırsız özgürlük ve coşkuyu içeren bu çelişkili akım, çeşitli ülkelerde değişik yönelimler gösteriştir. Ancak temel özellikleri her ülkede aynıdır. Bu akımın oyun yazarları, bir yandan kent soylu değerlerine ve anaparacı düzene karşı köklü bir direniş gösterirken, öbür yandan devrimin sonuçlarından korkuya kapılmış ve ister istemez tepkiciliğe varan bir aldatmacılığa kaçış içine girmişlerdir. Buna karşılık eleştirel gerçekçiliğin başlangıcı romantik akımdadır.

Romantizm akımı on sekizinci yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında tiyatro sanatında parlak dönemini yaşamış, ayni yüz yılın ortalarında gücünü yitirmiştir. Fransız Devrimi’ni hazırlayan düşünceler ayni zamanda Romantik düşüncenin de kaynağını oluşturmuştur. Alman idealist felsefesi ise bu akımın kuramsal temelini oluşturmuştur. Romantik tiyatro düşüncesi klasik akımın biçim kurallarına, eğiticilik anlayışına, akıl ve mantık ölçülerine karşı çıkmış, tiyatronun yansıtması öngörülen gerçeğin yeni bir tanımını yapmış, tiyatro sanatını yeni bir biçim yeni bir işlev anlayışı içinde değerlendirilmiştir. Romantik tiyatro, biçimlemede klasik anlayışın bütünlük ilkesine karşıt olarak birlik ilkesini benimsemiştir. Son uyum bu bütün içinde karşıtların dengelenmesi ile sağlanır.

Romantik tiyatro düşüncesi, öncelikle Fransız devrimini hazırlamış olan ve İnsan Hakları Bildirisi’nde yer alan özgürlük, eşitlik adalet gibi ilkelerle, yurt sevgisi, ulus sevgisi, dinsel inançlara bağlılık gibi değerlerle beslenmiştir. Bu gelişim tiyatro sanatında da ortak ülkülerin benimsenmesini sağlamış, insancıl değerlere bağlılık, bireyin ve birey vicdanının yüceltilmesi klasik otoriteye saygısını yıpratmıştır. Romantik tiyatro düşüncesi umutlu ve ileriye yöneliktir. Romantik tiyatro düşüncesi bireysel değerlerin yerleşik değerlerden daha üstün, birey yargılarının yasalardan daha haklı olduğunu kabul etmiştir.

Goethe ve Schiller: Goethe ve Schiller, romantik akımın içindeki “Fırtına ve Atılış” evresinin biçimlendiricileridirler. Romantik akımın bu olgunluk devresi adını Klinger’in coşkun bir havası olan aynı adlı oyunundan alır (1776). Bu ikisinden özellikle Goethe, Weimar Saray Tiyatrosu’nda yöneticilik yaptığı süre içerisinde oyunculukla yakından ilgilenmiş ve bu alanda çalışmalarda bulunmuştur.

Goethe, en iyi oyunculuğun sezgiden de, doğallıktan da gerçeğe tıpa tıp benzemekten de daha ötede bir şey olduğunu savunuyordu. Sahnede “pozitif, gerçekte var olan bireysel karakterleri de göstermek yeterli değildi. Seyircinin haz duyacağı tek şey, ancak güzelliğin, biçim ve düşünce estetiğinin açığa çıkması olabilirdi. Onun için oyunculuğun her şeyden önce güzel olması gerekiyordu. Goethe, yetkin oyuncunun yasamdaki davranışların salt nesnel taklidinin ve bireysel duyguların salt öznelliğinin üstünde olması gerektiğine inanıyordu. Onun hedefi doğanın ve zekânın özelliklerini ve evrenselliklerini bir senteze ulaştırmak olmalıydı. Oyunculuğun imgesel, teatral ve simgesel olmasını istiyordu.

Schiller de onun gibi düşünüyordu. Yazar Messinali Gelin adlı oyununun önsözünde “doğallığın bayağı düşüncesi”nin sanat için yıkıcı olduğunu belirtiyor ve doğalcılığa savaş açıyordu. Sanatçı gerçekliği olduğu gibi kullanamazdı; onu doğal olanın üstüne çıkartarak yüceltmek gerekirdi.

Weimar Tiyatrosu sahnelemelerinde sürekli başarısız bir oyunculuk seyri vardı. Tiyatrodaki oyuncular da vasat olunca Goethe güzel oyunculuğun ne olduğunu kavrayamadı; kafasındaki oyunculuk şablonunu onlara iletemedi. Böylece Goethe 90 maddelik bir yönetmelik hazırlayarak oyunculukların dış görünümünü belli bir yöntem bütünlüğüne sokmayı hedefledi. Bu ilkelerden bazıları şunlardı:

·         Oyuncu her şeyden önce doğayı yalnız taklit etmeyi değil, onu ideal bir biçimde gerçek olanı güzel olanla birleştirerek vermeye çalışmalıdır.

·         Aktör, sahnede seyirci için bulunduğunu bir an bile unutmamalıdır.

·         Oyuncular, bir üçüncü kişi yokmuş gibi birbirleriyle oynayamazlar. Oyuncular seyirciye arkalarını dönemezler. Bu rol gereği ya da gereksinimse anlayış ve zarafetle yapılmalıdır

·         Konuşan oyuncunun sahne önüne doğru yürümesi, konuşmasını bitirenin de sahne yukarısına doğru yürümesi önemli bir noktadır.

·         Oyuncu jestlerini uydurabilmek için sahnenin hangi tarafında durduğuna önem vermelidir.

·         Aktör sahne üstünde mendili ile burnunu silmemeli, tükürmemeli. Bir sanat yapıtında böyle fiziksel gereksinimler dehşet verici çirkinliklerdir.

 

Romantik Tiyatroda Oyunculuk

Romantik akım içinde oyunculuk çeşitli eğilimler gösterdi. Ama genel olarak, özelliği gereği coşkunluğu ve aşırılığı kapsadığı söylenebilir. Bu da sahne üzerinde çok yapmacık bir oyuculuğun ortaya çıktığını gösteriyor. Ünlü Amerikan sairi Walt Whitman romantik oyuncudan söyle bahsediyor: “Oyuncular ciğerlerinin bütün gücünü gösterebilmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar. Eğer coşkun bir sahneyi canlandırmak istiyorlarsa ne kadar doğal olmayan hareket ve mimik varsa onları yapıyorlar”

Yukarıda belirtilen ve o zamanlarda Almanya’da oldukça etkin olan Goethe’nin oyunculuk ilkeleri yanında bu fikirlere katılmayanlar da vardı. Bunlar da birbirinden farklı görüşler içinde, abartılı oyunculuğu reddeden, hareketlerde ve konuşmalarda gerçekçiliği benimseyen, doğayı taklit eden ya da taklitten daha çok doğaya yakınlığı benimseyen ve kendine özgülüğü temel alan fikirlerdi.