Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

BALE

Bale, kuralları belli akademik dans (danse d’école) tekniğinin, başka sanatsal öğelerle de birleştirilerek bir sahne gösterisi oluşturacak biçimde sunulmasıdır. Bale terimi, bu akademik dans tekniği için de kullanılır. Bir gösteri sanatı olarak genellikle müzik eşliğinde, dekor ve sahne giysileriyle sunulan, son derece titiz bir danstır. Bir bale, dans, müzik ve tasarımla dramatik bir öykü anlatabilir ya da hiç bir öykü olmadan yalnızca müziğin dans aracılığıyla bir yorumu biçiminde sunulabilir.

Bale dansı, mimik, müzik, duygu ve dekor sanatlarının ileri standartta birleştirilerek kullanan bir tiyatro gösterisi olarak tanımlanabilir. Asıl eleman olarak kullanılan dans aslında İtalyanca "dans" anlamına gelen "ballo" ya da "balletto" sözcüğünden türetilmiştir. Bale uzun yıllar süren bir eğitimle öğrenilir, çoğunlukla müzikli yapılır. Erkek dansçılara "balet", kadın dansçılara "balerin" denir. Balede tayt, mayo ve "tütü" denilen özel etek ve bunun gibi giysiler kullanılır. Bale terminolojisinde ayakların tam parmak ucunda durmasını sağlayan ayakkabıya "point" ya da "puant" denir. Bale yapılmadan önce esneme hareketleri mutlaka yapılmalıdır; yoksa ısınılmadan hareketler yapıldığı için kaslar yırtılabilir ya da vücudun biryeri incitilinebilir.

Bale Tarihi

Balenin kökleri, XV., XVI. ve XVII. yy’larda İtalya’da ve Fransa’da gerçekleştirilen halk kutlamalarına -geçit törenlerine, maskeli balolara, tören alaylarına, şövalye gösterilerine- dayanır. İtalya’da alegorik bir konu çevresinde dans, şiir, şarkı ve gelişmiş sahne efektlerinin kullanıldığı, başrollerini maskeli, zengin kostümlü saraylı erkek ve çocukların üstlendiği, saatlerce, bazen günlerce süren büyük gösteriler biçiminde, balletto (ballo =dans ve ballare = dans etmekten) adıyla ortaya çıkmış, 1460′ta, Domenicada Piacenza, dansetmenin kurallarını toplayan ilk kitabı yazmıştır. Fransız saray balesi. 1533′te Fransa kralı Henri II, Medici ailesinden Catherine de Medicis’yle evlenince, İtalyan “balletto”su Fransa’ya girdi ve “ballet” diye adlandırıldı. 1573′te ilk Fransız balesi olan Balletde Polonais (müzik: Rolande de Lasus; şiir: Pierre de Ronsard; danslar: Balthazar de Beaujoyeux) sarayda sahneye kondu. Beaujoyeux, 1581′de başlıca yapıtı Ballet Comique de la Reine’i (Kraliçe’nin Komik Balesi) sundu.

Kendisi de saray balesinde (“ballet de cour”) dansçılık yapan ve sanatçıları büyük ölçüde destekleyen Louis XIV, 1661′de L’Academie Royale de Dance’ı (Krallık Dans Akademisi) kurdurdu. Louis XIV’ün dans ustası Pierre Beauchamps, klasik bale tekniğindeki ayak duruşlarını bir sisteme bağladı, Moliere’le ve besteci Jean Baptiste Luly’yle işbirliği içinde birçok bale, divertimento ve komik baleler (arasına dans sahneleri serpiştirilmiş konuşmalı komedi) sahneledi. 1681′de profesyonel olarak bir balede danseden ilk kadın olan LaFontaine’in de oynadığı Le Triomphe de l’Amour (Aşkın Zaferi), Beauchamps – Lully işbirliğinin başyapıtı oldu. Daha sonra Paris Operası’nda bale hızla gelişirken, bale tekniği terminolojisi de Fransızca oluştu. Profesyonel balenin ortaya çıkışı. XVIII. yy. başlarında bale, okullar, tiyatrolar, ödenekli yorumcular ve birbiriyle rekabet eden estetik hareketlerle bir mesleğe dönüştü. Marie Salle ve Marie Camargo adlı Fransız dansçıları, sahne kostümlerinde gerçekleştirdikleri reformla ve dans tekniklerinin zarifliğiyle büyük ün kazandılar. Jean Philippe Rameau’ysa, dönemin bale müziğine damgasını vurdu. Saray balesinin ortadan kalkmasından ve balenin saraydaki bale salonları yerine sahnelerde sunulmaya başlamasından sonra konusuz balenin yerini, pantomimin ağır bastığı, dramatik eylem gösterilerinin araştırıldığı “eylem balesi” aldı ve İngiltere’de John VVeaver, Viyana’da Franz Hilverding, İtalya’da Gaspardo Angiolini, Fransa’da Georges Noverre gibi koreograflar, bu yeni türü Avrupa’nın her köşesine ve Rusya’ya yaydılar. Noverre tek başına 150 bale yarattı ve İngiltere, Avusturya, İtalya ve Almanya’da çalıştı; Lettres sur la Dance et les Ballets (Dans ve Baleler Üstüne Mektup, 1760) adlı yapıtında, baleyle ilgili görüşlerini açıkladı. Bu arada sahnedeki eylemin anlatıcı gerçekçiliği, maskelerin ortadan kalkmasını, kostümlerin hafifletilmesini ve dönemin giyiniş biçimini yansıtmasını sağladı. İtalyan dans ustası Gaetano Vestris ve oğlu Auguste Vestris, XVIII. yy’ın ikinci yarısında Paris Opera’sında dönemin balesine damgalarını vurdular.

XX. yy’ın ilk yıllarında dansçı ve koreograf İsadora Duncan, ABD’de balede bir devrim gerçekleştirirken (dans için bestelenmemiş konser müziklerinde çıplak ayaklarla dans ediyordu), Vaslav Nijinsky, vb. usta dansçılar, M. Fokine L. Magsine, G. Balanchine gibi koreograflar, Ravel, Milhaua, Anakovyev, İgor Stravinskiy gibi besteciler, Fernand Leger, George Brague, Pablo Picasso ve Henri Matisse gibi ressamlarla işbirliği yapan Serge Diaghilev, Paris’te, Londra’da ve Monte Carlo’da Rus Baleleri topluluğuyla düzenlediği gösterilerle, XX. yy’ın ilk çeyreğinde bale sanatına damgasını vurdu. Başlıca koreograf! Michel (Mihail) Fokine, plastik değerlerdeki üstünlüğü ve pandomim -dans efektleriyle yeni bir üslup yarattı: Les Sylphides (1909, orij. Le Pavillon d’Armide, 1907); Karnaval (1910), Ateş Kuşu (1910), vb.

Çağdaş Bale 1929′da Diaghilev’in ölümününden sonra, çoğunun başında eski arkadaşları bulunan çeşitli ulusal bale toplulukları kuruldu. Bunların ilk kurulanlarından biri Monte Carlo Rus Baleleri Topluluğu oldu. İngiltere’de Ninette de Valois, Vic VVells Ballet topluluğuyla, İngiliz bale okulunun temellerini attı. Bugün her kıtada ve çoğu ülkede bale toplulukları ve okulları vardır. Bale sanatı Diaglilev zamanındakinden çok daha karmaşıklaşmış ve çeşitlenmiştir. Danse d’école’e her tür dans üslubu girmiş, öteki sanatlarla bale arasında çeşitli ilişkiler oluşmuştur. Klasik müzik yerine popüler müzikten ya da sessizlikten yararlanılan, giysilerin en aza indirgendiği ya da çalışma giysilerinin kullanıldığı, dansın kendisi dışında başka bir konusu olmayan baleler, günümüzde bu sanatta görülen yeni eğilimler arasındadır.

Fransız Balesi

Bale, Rönesans saray gösterilerinden ve bunları izleyen Fransız ballet de cour’undan gelişti. Genellikle ilkçağ teması üzerinde müzik eşliğinde şiir okuma, dans, mim, ve şarkıyı çok zengin dekor ve giysilerle birleştiren bu oyunları kral ailesi üyeleri ve soylular sarayda kendileri oynarlardı. 17. yüzyılda görülen gerileme yıllarının ardından dansa çok meraklı olan Fransa kralı XVI. Louis (1638-1715), “dansı yeniden kusursuzluğa kavuşturmak” amacıyla 1661’de Kraliyet Dans Akademisi’ni kurdu. Aynı yıl, dansların perde aralarına serpiştirildiği, sözleri Moliére’in, müziği Jean Baptiste Lully’nin olan ilk comédie-ballet sunuldu. Bu olay Lully’nin opera-ballet’ler yazmasına ve bunlar için gerekli profesyonel dansçıları eğitmek amacıyla Kraliyet Müzik Akademisi’ne (ya da Opera) bağlı bir okul kurulmasına yol açtı. Önceleri bu yeni profesyonel dansçılar soyluların duruş ve davranış biçimlerini taklit etmek üzere eğitiliyorlardı. Lully’nin ve bale ustası Pierre Beauchamps’ın yönlendirmesiyle giderek bir gösteri sanatına dönüştü.

Bunu izleyen yüzyılda teknik düzeyde büyük gelişmeler görülen baleye, bir sahne sanatı olarak da yeni bir ilgi doğdu. Jean- Georges Noverre’in (1720-1810) Lettres sur la danse et le ballets (1760; Dans Ve Baleler Üzerine Mektuplar) adlı yapıtı, ballet d’action (konulu bale) ya da dramatik balenin bütün Avrupada’ki gelişiminde önemli bir rol oynadı. Aynı dönemde besteci Cristoph Gluck’un müziği, opera ve baledeki dansa yepyeni bir canlılık ve oyunculuk anlayışı getirdi. Bu dönemde ayrıca, balede üç genre da (tür) ortaya çıktı. Dansçılar sérieux; demi-caractére ve comiuqe (ya da grotesque) gibi üç farklı teknikte eğitiliyordu. Böylece bale de opera gibi, büyük salonlarda oynanan görkemli bir gösteri durumuna geldi. Birçok opera, ara oyunları olarak sunulan bale divertimento’ları içeriyordu.

O dönemin balesi hala aristokrat anlayışları yansıtıyordu. Ama 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarında sanayi, toplum, siyaset, ve sanat alanlarında görülen devrimler, balede büyük değişikliklere yola açtı. Özelllikle Fransa’da bale eğitiminde benimsenen üslup ancien régime’in (eski Rejim) ve o dönemdeki sosyete danslarının etkisinden çıktı. 19. yüzyıl başlarının sahne dansı, romantik balenin temsilcileri Marie Taglioni (1804-84) ve Fanny Elssler (1810-84) ile yepyeni bir sanat yönü kazandı. Ayak parmaklarının üzerinde dengeli duruş demek olan Pointe’ın dans terimleri arasına katılmasıyla balerin, kusursuz bir sahne kişisi durumuna geldi. İlk kez profesyonel yazarlar ya da liberettocular bale için senaryolar yazmaya başladılar. Bale tekniğinin Carlo Blasis (1803-78) gibi öğretmenlerce sistemleştirilmesiyle bale dansı, bugün de kabul edilen temel biçimine ulaştı.

Rus Balesi

Rusya baleyi büyük bir sanat yapmayı başarmıştır. Çünkü, kendine has bale ekolüne sahip ender bale okullarından biri olan St.Petersburg Bale Tiyatrosu, iki asırlık klasik bale geleneklerine bağlı kalarak, dünyanın en seçkin bale okulları arasına girmeyi başarmıştır.

XIX. Yüzyıl öncesi bale, müzikli dans gösterilerinin birazcık daha büyüğü olarak tasvir edilmekte ve operadan sonra ikinci dereceli bir konumda bulunmaktaydı. Rus Balesi geleneği, 1738’de Çariçe Anna İoannovna’nın Fransız dans eğitmeni Jean-Baptist Lande’ye aristokratların çocukları için Petersburg’da bir dans okulu açma izni vermesiyle başlamıştır. İmparatorluk Bale Okulu olarak anılan bu merkez zamanla gelişmiş, fakat 1801’de Charles Didelot’un yönetimine geçinceye kadar fazla dikkat çekici yenilik ve başarılar gösterememiştir. Okulun başında 25 yıldan uzun bulunan Didelot okulu tekrar Fransız klasik stilinde düzenlemiş ve okulun performansını en üst seviyelere çıkartmıştır. Klasik Fransız ve Rus folklor temalarını işleyerek, dikkatlice hazırlanmış masalımsı baleleri komplike hazırlanmış sahnelerde sunmuş ve performansları büyük tiyatro oyunlarına çevirmiştir. Puşkin’in eserlerini ilk defa baleye uyarlayan da bizzat Didelot olmuştur.

Rus Balesi’nin bir diğer ihtişamlı dönemi ise 1847’de Marius Petipa’nın İmparatorluk Balesi’ne katılmasıyla yaşanmıştır. Rusya sahnesindeki 56 yıllık kariyeri boyunca altmışdan fazla balenin koreografisini gerçekleştirmiş ve her yeni sezon açılışı için orjinal baleler tasarlamıştır. 1890’ların başlarından itibaren sadece Çaykovski ile çalışmaya başlamış, İmparatorluk Balesi’ni zirveye çıkartan ‘Uyuyan Güzel’, ‘Fındıkkıran’ ve ‘Kuğu Gölü’ balelerinin koreografilerini yapmıştır.

İmparatorluk Balesi’ne diğer bir canlılık Sergey Diaghilev’in (1872-1929) bireysel yaratıcılığı sayesinde oluşturduğu ‘Ballets Russes’ tarafından getirilmiştir. Rusya’nın en iyi dansçı, koreograf, müzisyen ve artislerini bir araya toplayarak dünyanın en güzel temsillerini yaratmayı başarmıştır. Grubun dansçıları arasında Pavlova, Karsavina ve Nijinsky; koreograflar arasında Fokine, Massine, Nijinskaya ve Balanchine; müzisyenler arasında Çaykovski, Chopin, Stravinki ve Rimski-Korsakov; artisler arasında Benois, Bakst, Goncharova ve Picasso bulunmaktaydı. 1909 senesinden itibaren grup Paris’ten başlayarak yurdışı turnelerine çıkmıştır.

İmparatorluk Balesi ‘1917 Ekim Devrimi’ sonrası Sergey Diaghilev ve grubu Ballets Russes’in bir çok üyesinin yurdışına iltica etmesiyle başlıca yıldızlarını kaybetmiştir. Zamanla Moskova’daki Bolşoy Tiyatrosu’nun hazırladığı daha devrimci ve emosyonel prodüksiyonlar Petersburg Balesi’ni gölgelemiş ve ön plana çıkmıştır. Gene de Petersburg Balesi, daha zarif ve klasik gelenekleri ile Rudolph Nureyev, Natalia Makarova, Mikhail Barişnikov gibi yetenekleri yetiştirmeye devam etmiş, maalesef bu son yetenekler de Sovyet dönemi başka ülkelere iltica etmişlerdir.

Petersburg’un tüm balelerinin galaları Marinski Tiyatrosu’nda gerçekleştirilmiştir. 1860’da Albert Kavos tarafından inşa edilen Tiyatro adını Çar II.Aleksandr’ın eşi Maria’dan almıştır. 1935’de Sovyet döneminin belirgin politik şahsiyetlerinden biri olan Kirov’un anısına ismi değiştirilerek ‘Kirov Balesi’ olarak anılmaya başlanmıştır. 1992’de ise tekrar Marinski ismini geri almıştır.

XIX. yüzyılın sonlarında Marinski Tiyatrosu’nda sürekli çalışan iki yüzün üzerine dansçıya sahipti. İmparatorluk Bale Okulu’nun her mezunu bale grubuna dahil edilir ama, bunlardan yalnızca birkaçı coryphee, sujet, prima balerina ve son basamak olan prima absoluta olabilirdi. Bu üst grubun çalıştıkları 20 yıl boyunca tüm masrafları Çar tarafından karşılanır, ardından ise emeklilik maaşı bağlanırdı. Balenin dansçıları sık sık Çarlık balolarına ve davetlerine çağrılır, gözde dansçılara hayranları ve Çarlık Ailesi tarafından değerli hediyeler verilirdi. Son Çar II.Nikolay elmas ve zümrütlerden oluşan muhteşem bir takıyı sevgilisi olan ünlü balerin Kşessinskaya’ya hediye etmiş, balerin ise bu takıyı özel performanslarında takmıştır.

Marinski Opera ve Bale Salonu: İlk kuruluşunda Marinski Opera ve Balesi olarak bilinen bu sahne, Sovyet zamanı (1935) Kirov Opera ve Balesi adını alır. 1992 yılında ise sahnenin tarihi adı geri verilir. Günümüzde Marinski Opera ve Balesi adını alan sahne, bu tarihsel sebeplerden dolayı, yurtdışında Kirov balesi olarak bilinir. 1996 yılında ‘Don Kişot’, ‘Bir Delinin Düşleri’ ve 1999 yılında ise ‘Red Giselle: Bir Balerinin Öyküsü’ adlı gösterilerle ülkemize gelen bale topluluğuna ‘uçan balerinler’ adı yakıştırılmıştır. ‘Kuğu Gölü’, ‘Uyuyan Güzel’, ‘Fındıkkıran’, ‘Gizelle’ gibi klasik yapıtlar bu sahnede izleyebileceklerinizden yalnızca bazıları. balesinin dünya prömiyeri, bizzat burada gerçekleşmiştir.

Klasik Bale

15. yüzyılda İtalya’da doğdu. Soyluların eğlence aracı olarak gün ışığına çıkan bale sanatı o dönemlerde kralların, düklerin, prenslerin tekelindeydi. Yapımların çoğunda soylular dans eder, koreografi çevre düzeni, giysi tasarımı yine bir soylunun imzasını taşırdı. İlk “profesyonel” bale gösterisi olan Ballet Comique de la Reine (Kraliçenin Komik Balesi) o çağlarda oluştu. Klasik anlamda ilk koreograf olan Balthasar de Beaujoyeux, adı geçen parçayı önce Paris’te (1581), ardından Fransa ve İtalya’nın değişik kentlerinde sergiledi.

Beaujoyeux’ye göre bale bedenlerin geometrik kurallarına uyarak hareket etmesiydi; bu geometrik biçimleri belirleyen müziğin vurgu ve ritmiydi. Balenin bu tanımı özde geçerliyse de günümüzde bale yeni, çarpıcı boyutlara ulaşmıştır. Klasik balenin akademi ilkeleri Fransa Kralı XIV. Louis’in 1661′de Paris’te Kraliyet Dans Akademisi’ni kurmasıyla belirginlik kazandı. O günden başlayarak balenin asıl tekniği ayakların beş değişik pozisyonundan ve kolların bu pozisyonlarla uyuşan hareketlerinden yola çıkar oldu. Klasik balenin her adımı ya da hareketi bu beş pozisyonun birinden başlar ve sonunda yine bunlardan birine döner. Yine de klasik balenin o günden bu güne geliştiğine, laboratuvar çalışmaları ve arayışlar sonucu beş temel pozisyona yeni dans adımları, duruşları ve hareketleri eklendiğine değinmek gerek. Tüm pozisyonların adı bale uzmanları tarafından kodlanarak bir “uluslararası bale terminolojisi” oluşturuldu.

Klasik balenin doruk noktası olarak nitelendirilebilecek eser Uyuyan Güzel Çaykovski’nin müziği, Marius Petipa’nm koreografisi ve Mariinsky topluluğunun dansçılarının deneyimli hareketleriyle kusursuz bir bütünlük oluşturan yapım ilk kez 1890′da St. Petersbourg’da sahnelendi; günümüze kadar gelmiş geçmiş en kusursuz bale gösterilerinden biri olarak akademi ve konservatuvarlarda üstüne incelemeler yazıldı. Petipa ve Mariinsky bale topluluğunun etkisi özellikle 19. yüzyıl sonlarında duyuldu (bu topluluk günümüzde Kirov Balesi adıyla bilinir). Bu etkinin Batı’ yı da çekim alanma alabilmesi ise Sergey Diaghiler’in Rus Baleleri adlı gezici topluluğu aracılığıyla gerçekleşti. 20. yüzyılda yeşeren klasik bale topluluklarının en önemlileri şunlardır: Metropolitan Balesi Amerikan Dans Tiyatrosu (ABD), Sadler’s Wells Balesi (İngiltere), Kraliyet Balesi (İngiltere), Festival Balesi (İngiltere), Paris Opera ve Balesi (Fransa), Danimarka Kraliyet Balesi (Danimarka), Bolşoy Balesi (Rusya), Kirov Balesi (Rusya).

Modern Bale

Günümüzde bale geniş bir gösteri grafiği çizer; klasik bale, çağdaş bale, modern dans, dans tiyatrosu, mimodans bu grafiğin üstündeki önemli noktalardan yalnızca birkaçıdır.

Klasik balenin dışında kalan tüm eğilimleri modern bale adı altında toplamak konuyu özetleyebilme açısından uygundur. Modern balede estetik (görüntü) amaç değil araçtır; önemli olan duygusal ya da düşünsel düzeyde iletişimdir. Bale “beğenilmek için” yaratılmış bir eğlence öğesinden “anlaşılmak için” uğraşan bir düşünsel atılıma dönüşmüştür. Bugün koreograflar beş temel pozisyona uymak zorunluluğunu duymazlar; klasik balenin yerleşik kalıplarını yapay ve kısıtlayıcı bulurlar, kimi de her dansçının öz koreografisini yaratması gerektiğini savunur. Klasik bale giysileri, bale pabuçları, görkemli dekor anlayışı modern dansa gönül vermiş koreograf için salt tarihsel bağlamda değerlendirilir. Günümüzde bale yerel ya da folklorik dans öğelerinin çoğunu barındırır. Çağdaş koreografların önemli bir bölümü insan doğasından ve bireyin öz benliğinden kaynaklanan “içgüdüsel” bir hareketin yanlış olmayacağını, “yerleşik” koreografik kalıpların “arkeolojik” olduğu görüşünde birleşirler. Çağdaş baleyle modern dans sınırsız hareket özgürlüğüne yer verirken, çağdaş bale yapımları dans tasarımını klasik balenin önceden saptanmamış “adım/hareket” öğretisi üstüne kurar. Modern dansın eğitim tekniklerinde klasik yöntemlere yer yoktur. Ayrıca, modem dansın belirli bir adım hareket terminolojisi bile bulunmaz; koreograf ya da dansçı her an doğaçlamaya yönelebilir.

Modern dans, balenin tanımındaki etmenlerle (dans, müzik, dekor, kostüm) sınırlı kalmak zorunda değildir. Modern yapımlarda film, video, diyalog, canlı radyo ve televizyon yayınlarından yararlanıldığı bilinir. Martha Graham, Georges Balanchine, Maurice Bejart, Jerome Robbins, Merce Cunningham, Twyla Tharp, Pina Bauscha, Carolyn Carlson, Alvin Ailey, Lothor Höffgen ve Molissa Fenley bu türün en önemli ustaları arasmda sayılabilir. 18. yüzyılda yaşayan dansçı ve koreograf Georges Noverre, Bale ve Dans Üstüne Mektupları (1760), adlı eserinde şöyle not düşer: “Bale belirli bir yörenin ya da kültürün malı olmayan uluslararası bir sanat dalıdır. Aynı zamanda balede yanlışlara yer yoktur; bestecinin, koreografın, dansçının, dekorcunun ve kostümcünün ortak amacı kusursuzluk olmalıdır”. Aralarındaki kuramsal ayırım ne kadar geniş olursa olsun iki görüş de hem klasik hem de modern bale için son derece geçerlidir.

Romantik Bale

XVIII. yy. sonlarında ve XIX. yy. başlarında, günümüzde de dünyanın her yanında sahnelenen bale yapıtları ortaya koymaya başlandı. Bunlardan, günümüzde dünya repertuarında düzenli olarak sahnelenen en eski yapıt olan Fransız balesi La Fille Mal Gardee (koreografi: Jean Bayberval) köylü karakterlerin ve az rastlanan köylü danslarının kullanılmasıyla, 1830 – 40 yıllarında ortaya çıkacak romantik balenin öncüsü oldu. İtalyan bale ustaları Salvatore Vigano, Carlo Blasis ve Fransız Charles Didelot, bale tekniğinde bir devrim gerçekleştirdiler: Kadın dansçıların, havalanıyormuş gibi görünmek için ayak parmağı ucuna kalkmaya başlamalarını kolaylaştıran bale ayakkabıları ve beyaz muslinden tütüler giymeye başlamaları, vb.

Romantik balenin (ya da adı kadın dansçıların beyaz tütüler giymelerinden kaynaklanan “beyaz bale”) ilk yapıtı, Filippo Taglioni’nin kızı Maria Taglioni için düzenlediği La Sylphide oldu. Onu Giselle (1841) izledi. Giselle rolünü ilk üstlenen sanatçı Carlotta Grisi’nin danslarının koreografisi, dönemin dört büyük balerini Taglioni, Fanny Cerrito, Grisi ve Lucile Grahn için pek çok bale düzenleyen Jules Perrot tarafından yapıldı. Fransız bale müziği, Leo Delibes’in Coppeli’a'(1870; koreografi: Arthur Saint-Leon) ve Slyvia(1876; koreografi: Louis Merante) baleleriyle doruğuna ulaştı.

Fransa’nın yanı sıra bale, Auguste Vestris’nin öğrencisi olan August Bournonville yöneticilik yaptığı Danimarka’da hızla gelişti Bournonville’in La Sylphide için yaptığı yeni düzenleme, günümüzde hâlâ sahnelenmektedir.

Türkiye’de Bale

Geleneksel dans anlayışının güçlü olduğu Türkiye’de “stilize” balenin yerleşmesi Batı’ya oranla oldukça geç oldu. 1935′lerde İstanbul’ daki Beyoğlu ve Eminönü halkevlerinde bazı denemeler (Bir Orman Masalı, Antikacı Dükkânı, Çiçek Bahçesi, Köy Düğünü, İnci’nin Rüyası, Bora) gerçekleştirildiyse de bunlar amatör düzeyde kaldı. 1947′de İngiliz Kraliyet Balesi’nin kumcusu Dame Ninette de Valois, Türkiye’ye çağrıldı; ilk Türk bale okulu Dame Ninette’nin denetiminde 6 Ocak 1948′de Yeşilköy’de açıldı. Okul 1950′de Ankara’ya taşındı ve Devlet Konservatuvarı’na katıldı. Dame Ninette de Valois, Audrey Knight, Joy Newton, beatrice Appleyard, Loma Munsford, Robert Lunnan, Travis Kemp ve Molly Lake gibi benzeri eğitmenlerin yoğun çabaları sonucu Ankara Devlet Konservatuvarı Bale Bölümü 1957′de ilk mezunlarını verdi. 1960′ta Robert Harrold, Manuel de Falla’nm El Amor Bruja adlı eseriyle Richard Strauss‘un Salome’sini sahneye koydu. Todd Bolender’in Türkiye’ye gelmesiyle de genç Türk balesi emekleme çağından dinamizm dönemini geçti.

Türkiye’de bale, XIX. yy’da ve XX. yy. başlarında İstanbul’a gelen çeşitli Batılı toplulukların gösterileriyle tanınmaya başladı. Cumhuriyetin ilanından sonra girişilen ulusal bir bale okulu kurma çalışmaları, başarısızlıkla sonuçlanan birkaç girişimden sonra, 1948′de İngiltere Krallık Balesi’nin kurucusu Ninette de Valois’nın Türkiye’ye çağrılmasıyla sonuçlandı. 1948′de İstanbul’da ilk Türk bale okulunu kuran Ninette de Valois, 1949′dan başlayarak ilk Türk balelerini sergiledi: Ulvi Cemal Erkin’in Keloğlan, Bülent Arel’in Pastoral Dans baleleri, 1950′de İstanbul’daki bale okulunun Ankara’ya taşınmasından ve Ankara Devlet Konservatuvarı’na bağlı bir bölüm haline getirilmesinden sonra, Türkiye’de bale hızla gelişmeye başladı. Bir yandan klasik bale repertuvarının başlıca baleleri sergilenirken, müziğini Türk bestecilerin, koreografisini yabancı sanatçıların yaptığı baleler sergilendi. 1973′ten başlayarak Oytun Turfanda (Pembe Kadın; Necil Kâzım Akses’in Ballade yararlanılarak), Duygu Aykal Çoğul; Cengiz Tanç’ın Divertimenfo’sundan yararlanılarak), Altan Tekin, vb. sanatçılar hem bestecisi, hem de koreograf  Türk ilk baleleri ortaya koydular. Bu arada Ankara Devlet Balesi’nin yanı sıra, İstanbul, İzmir ve İçel devlet baleleri kurulurken, Çağdaş Bale topluluğu, Türkuaz Dans Topluluğu ve Ankara Balesi bünyesinde kurulan Modern Dans Topluluğu, modern türde özgün çalışmalar ortaya koymaya başladılar.